Hamilelik Döneminde Anne Vücudunda Oluşan Değişiklikler - Doç. Dr. Latif Küpelioğlu Hamilelik Döneminde Anne Vücudunda Oluşan Değişiklikler
RANDEVU AL

ONLINE RANDEVU

*Saat 19.00’ dan sonraki online randevu talepleriniz için tarafınıza saat 09.00’ dan sonra geri dönüş yapılacaktır.

 

Hamilelik Döneminde Anne Vücudunda Oluşan Değişiklikler

Hamilelik Döneminde Anne Vücudunda Oluşan Değişiklikler

1 ) Ciltte görülen değişiklikler

  • Hamilelik dönemi boyunca en çok karşılaşılan ciltte ki değişiklikler, hamileliğin 7. Ayından sonra görülen ciltte ki renk değişikliğidir. Genel olarak, esmer tenli bayanlarda meme uçları, cinsel bölge ve göbek çevresinde, cilt renginde hafif ton koyuluğu meydana gelebilir.
  • Hamilelik dönemi boyunca, yüzün güneşin etkisinde kalan bölgelerinde, minik minik lekeler oluşabilir. Daha çok hamilelik dönemi boyunca karşılaşılan bu lekeler kalıcı değildir. Doğumun tamamlanmasının ardından, kendiliğinden kaybolur.
  • Hamileliğin son zamanlarında ve lohusalık dönemi boyunca, saç dökülmesi de çok fazla görülebilir. Bir kaç ay sonra bu durum da normal haline dönecektir.
    Ciltte fazlalaşan gerginlik sebebi ile en fazla göğüs çevresinde, karın ve kalça bölgelerinde çatlaklıklar oluşabilir. Çatlakların rengi, ilk anlarda mavimsi mor iken, doğum gerçekleşmesinin ardından beyaz renge dönerler. Böbrek üstü bezlerinin desteği ile oluşan kortizon’daki artış, ciltte ki elastik liflere etki ederek, değişime uğratır. Kısacası kortizon, cildi inceltmeye başlar. Çatlakların oranı ile görünümü, herkese göre değişiklik gösterir. Bu durum, bağ dokusunun yapısı ile doğru orantılıdır. Bu konu ile alakalı, henüz etkin bir tedavi yöntemi mevcut değildir.
  • Ancak, rutin bir şekilde kullanılan ve size uygun olan ürünler ile kremler ve masajın da faydalı olduğu bilinmektedir.
  • Hormonlarda oluşan değişimler nedeni ile, hamilelik dönemi boyunca annenin beyni, yumurtalıkları ve plasentası arasında bulunan hormonal sistem içerisinde, ciddi oranda farklılıklar oluşabilir. Vücutta bulunan diğer hormonlar da bu durumdan fazlası ile etkilenir.
  • Büyüme hormonlarının miktarında artış görülür. Ancak tiroit hormonlarının miktarı aynı kalır. Ancak tiroit bezi, 9 ay boyunca büyür. Tiroit, hamilelik döneminde, normalden daha çok iyot biriktirir. Fonksiyonunda artış görülmez. Metabolizmada görülen hızlanmanın, tiroit bezi hormonları ile herhangi bir ilgisi bulunmamaktadır. Bu durumun tek sebebi, plasenta tarafından oksijen ihtiyacının daha çok olmasıdır.
  • Böbrek üstü bezleri, hamilelik dönemi boyunca daha ağır ve daha büyük olurlar. Sayısı, olması gerektiğinden daha çok olan kortizon, kan proteinlerine bağlanır ve etki sağlamaz. Protein konsantrasyonu da östrojen ile alakalıdır.

2 ) Akciğerlerde meydana gelen değişiklikler

  • Hamileliğin ilk zamanlardan beri, nefes darlığı sorunları yaşanabilmektedir.
  • Her an alınan nefes volümü ve soluk derinliğinde artış olur. Bu artış, ihtiyaç duyulan oksijen gereksiniminden daha fazla olduğundan dolayı, hiperventilasyon meydana gelir. Bunun en önemli sebebi de, kanın içerisinde bulunan gaz konsantrasyonları ve rezervlerinde meydana gelen değişimlerden kaynaklanmaktadır. Hamile bir anne adayı, hamile olmayan bir kadına göre, daha erken nefes nefese kalabilmektedir.

3 ) Böbreklerde ve idrar yollarında görülen değişiklikler

  • Hamilelik döneminde meydana gelen kan volümündeki artışın nedeni ile, böbrek kan dolaşımının da artmasına sebebiyet verir. Bu durumun neticesinde daha çok idrar oluştuğu için, anne adayları çok sık tuvalete gitme gereksinimi duyar.
  • Eğer bebek, idrar torbasına baskı uyguluyor ise, anne adayının tuvalete gitme gereksinimi daha da artar. İdrar seviyesinde görülen artış nedeni ile beraber, idrarda şeker seviyesinde de artış görülür. Böbrekler, yalnızca belli miktarda ki şekeri süzebilirler. Böyle bir durum karşısında, ortaya çıkabilecek hamilelik diabeti, hafife alınmamalı ve dikkat edilmelidir. İdrar düzeyinde ki artış gösteren şeker seviyesi, bakterilerin üremesine uygun bir zemin hazırlar. Bu durum, hamilelerin neden çok fazla idrar yolları iltihabı problemleri olduğuna açıklık getiriyor.

4 ) Kalp-damar-sistemindeki fizyolojik değişiklikler

  • Kan hacmi, hamilelik evresinin 36. haftasına dek düzenli bir şekilde artar. Bu durum da anne adaylarında fazla görülen düşük hemoglobin veya hematokrit (kırmızı kan hücrelerinin tüm kan hacminde ki % lik oranı) seviyelerini ifade etmektedir. Bu durum aynı zamanda, doğal hamilelik anemisi olarak ta ifade edilmektedir. Bu durumun, bebeğin anneden transfer edilen kan ile beslenmiş olduğu plasentada yer alan kan dolaşımına, birçok faydası bulunmaktadır. Dolaşım artar.
  • Hemoglobin seviyesinde ki üst sınır, doğum anında % 12 seviyelerinde olduğu ön görülmektedir. Bu seviyenin altında olan değerlerde, ek olarak demir takviyesinin yapılması uygun görülür.
  • Bunların dışında, beyaz kan hücre sayısında da bariz bir artış görülmektedir. Beyaz kan hücreleri, vücudun bağışıklık sisteminde görev alır.
    Hamilelik döneminde, kanın pıhtılaşma eğilimi oldukça fazladır. Bu eğilim durumu, hamilelik ve doğum esnasında ortaya gelebilecek fazla kanamaları önlemek için, koruyucu bir sistem olarak düşünülebilir.
  • Hamilelik dönemi boyunca, kalp atışı hızlanır. Böylece, 1 dakika içerisinde vücuda pompalanması gereken kan oranı da otomatikman artar. Kan basıncı, hamileliğin 7. Ayından itibaren yükselişe geçer. Bu artışın seviyesi, diastolik değerlerde görülür. Sırt üstü yatıldığı zaman, kan basıncı çok düşük değerlere ulaşır. Ancak, kalp frekansında da artış gözlenebilmektedir. Böbreklerde görülen kanlanma, %50 oranında düşebilir. Bu durum, Vena-Cava-Kompresyon sendromu olarak ifade edilir.
    Yatar pozisyonda olunduğu vakit, vücudun alt bölgesinden kalbe kanı taşıyan alt ana toplar damar, bebeğin ağırlığı ile baskı yaparak bu duruma sebep olabilir. Bu sebeplerden dolayı da, anne adaylarının daha çok son 3 aylık dönem içerisinde, sırt üstü yatmaları tavsiye edilmez.
  • Hamilelik dönemi boyunca, mümkün oldukça uzun süre ayakta durmaktan veya oturmaktan uzak durmaları gerekmektedir. Bununla beraber, bacaklar sık sık yukarı doğru kaldırılmalıdır. Ağrıların çok fazla hissedildiği durumlarda, varis çorabı giyilmesi de tavsiyelerin içerisinde yer almaktadır.

5 ) Ağız, mide ve bağırsak sistemindeki değişiklikler

  • Dişlerin çürümeye olasılığının fazla olması, tükürük muhteviyatında görülen değişimler ile alakalıdır. Aynı zamanda, tükürük salgısında artış gözlenir.
    Mide, hamilelik dönemi süresince, mevcut yerini değiştirir. Büyüyen rahim sebebi ile, mide sola kayarak döner. Hamilelik dönemi boyunca ilk 20 haftada, asit salgısında azalma olur. Bundan sonra doğuma kadar olan dönem içerisinde tekrar normale gelir. Asit miktarında ki azalma, hamilelik döneminde mide ülserlerindeki iyileşmenin sebebi olarak ifade edilir.
  • Çok fazla karşılaşılan mide yanması şikayetlerinin nedeni de, gevşeyen düz kaslardır. Mide ve yemek borusunun arasında yer alan kapanma mekanizması, tam anlamı ile görev yapamaz ve yatar duruma geçildiğinde de, asitli midenin içeriği yemek borusuna yeniden gelir. Bu nedenden dolayı, ağır derece de yemek borusu iltihapları oluşur.
  • Hamilelik süresine bu sorunlara çözüm, beslenmeye dikkat etmektir. Sabah yapılacak ilk iş, bir bardak su ve gün boyunca da bol bol su içmektir. Lif oranı bol olan besinler tüketmek, bol hareket bu sorunların minimuma inmesine ve önlenmesine yarar sağlayacaktır.

6 ) Karaciğer ve metabolizmasında değişiklikler

  • Hamile bir kadında, hemen hemen en fazla karbonhidrat metabolizması etkilenir. Vücut, bebeğe sürekli bir şekidle yeterli miktarda karbonhidrat sağlayabilmek için, İnsülin’in yaratacağı etkiyi düşünüp annede mevcut olan şekerin, hücrelere alınmasını önlemeyi dener. Aynı zamanda, plasentada ortaya çıkan hormon da, annenin kan şekeri seviyesinde artış sağlar.
  • Hamilelik dönemi süresince, vücuda gelen protein oranında artma, bu proteinin atılımında ise, düşüş görülür. Bu durum pozitif azot bilansı olarak ifade edilir. Bu sayede, bebekte hücresel proteinler meydana gelir. Kanda taşıyıcı görevi üstlenen ve bir protein olan albuminin seviyesi, hamileliğin son 3 ayında yavaş yavaş azalmaya başlar. Genel olarak protein yolu ile, su damarlarda birikir ve buna onkotik basınç denir. Proteinlerde görülen azalma ile beraber, dokular daha çok su tutarak, ödemi meydana getirir.

Yorumlar

Bir yorum yazınız