Tüp Bebek Tedavisi ve Beslenme - Doç. Dr. Latif Küpelioğlu Tüp Bebek Tedavisi ve Beslenme
RANDEVU AL

ONLINE RANDEVU

*Saat 19.00’ dan sonraki online randevu talepleriniz için tarafınıza saat 09.00’ dan sonra geri dönüş yapılacaktır.

 

Tüp Bebek Tedavisi ve Beslenme

Tüp Bebek Tedavisi ve Beslenme

İnfertil bir adayın tedavi öncesi hazırlık sürecinde ve tedavi sırasında, söz edilecek önemli konulardan birisi de beslenmedir.

Doğurganlığı arttırabileceği kanıtlanmış bir besin türü yoktur. Ancak tüm sistemlere olduğu gibi üreme organları üzerinde de etkili olabilecek ve doğurganlığı olumlu yönde etkileyebilen beslenme stratejilerinden söz etmek elbette ki mümkündür. İlk olarak anne adayının aşırı kilolu olması tüm tüp bebek yöntemlerinin başarısını olumsuz etkileği bir gerçektir. Tedavi öncesinde anne adayı, ideal kilosuna inmelidir.

Kısırlık sorunu olan ve tüp bebek yöntemine başvuracak adayların alması gereken vitaminler ise şöyle özetlenebilir;

Vitamin E: Tüm buğdaygiller, brokoli, baklagiller, şaşlık, buğday tohumu, soya, yeşil yapraklı sebzelerden alınabilir.

Vitamin A: Brokoli, brüksel lahanası, lahana, çin lahanası, kara lahana, karnabahardan alınabilir.

Vitamin C: Özellikle erkekler için alınması gereken bir vitamin olup; brokoli, turunçgiller, brüksel lahanası, portakal suyundan temin edilebilir.

Vitamin D: Özellikle erkekler için alınması gereken bir vitamindir. Süt ürünleri ve somondan temin edilebilir.

Kalsiyum: Özellikle erkekler için de gerekli olan kalsiyum; brokoli, soya, süt ürünleri ve somondan karşılanabilir.

Demir: Yeşil yapraklı sebzelerden karşılanabilir.

Çinko: Buğday tohumu, istiridye ve soyada bulunur.

Folik asit: Hamilelik döneminde en gerekli olan ve gebelerin mutlaka alması gereken folik asit, yeşil yapraklı sebzeler, öğütülmemiş tahıllar, buğday tohumu, soya, turunçgillerden temin edilebilir.

Esansiyel yağ asitleri: Hormon düzenleyici görev üstlenmeleriyle tüm bitkisel yağlar ve yalancı safran yağından temin edilebilir.

Vitamin ve mineraller konusundan akıldan çıkarılmaması gereken; bunların vücuda hap ya da katkı formlarında alınmadan, besin halinde alınmalarının önemli olduğudur. Ayrıca saydığımız vitamin ve minerallerin yeteri oranda alınması gerekir. Şayet bu maddelerin katkı formunda fazla alınması, yarardan çok zarar verecektir. Bu hususta tek istisna, hamilelik planlayan anne adayları için folik asittir. Folik asitin besinlere ilave olarak hap formunda günde 800 mcg alınmasının nöral tüp defektli fetus doğması riskini azalttığı bilinmektedir.

Uzak durulması gereken besinler

Gebe kalmak isteyen anne adaylarının tedavi sırasında ve gebelik oluştuğunda uzak durması gereken şeyler;

  • alkol,
  • yapay tatlandırıcılar,
  • gıda boyaları,
  • kafein (çikolata, soda, kahve, koyu çay, bazı ağrı kesici ve grip ilaçları),
  • zencefil, kinin,
  • monosodyum glutomate (MSG), ve diğer gıda katkı maddeleri,
  • hiç pişmemiş gıdalar,
  • aşırı yağlı yiyecekler.

Anne adayları alkolden kesinlikle uzak durmalıdır

Alkol kullanan anne adaylarında:

  • Hamilelik oranlarında düşme olabilir.  Haftada 5 kez ya da daha az alkol alımında da bu etki ortaya çıkabilmektedir,
  • Over-yumurtalık fonksiyonları azalabilir,
  • Adetlerde kesilme görülebilir,
  • Düzensiz adet görme ve anovulatuar sikluslara yol açabilir,
  • Abortus-düşük riskinde artışa sebep olabilir,
  • Libidoda azalma görülebilir.

Baba adayları için:

  • Testis işlevlerinde azalma görülebilir, (Özellikle kronik ve aşırı alkol kullanımı durumunda)
  •  Testosteron seviyelerinde azalmalara yol açabilir,
  • Vitamin A metabolizmasını önleyerek, normal sperm yapı ve hareketliliğinde bozulmalara sebep olabilir,
  • Libidoda azalmalar görülebilir.

Alkol bu etkileri nasıl yol açar?

Alkol; vücutta bütün üreme hormonlarını  salgılayan ve diğer endokrin bez işlevlerini de etkileyen hipotalamus ve hipofiz bezlerinin işlevlerini bozar. Bunun yanında dolaylı olarak,  alkol tüketimi ardından ortaya çıkabilecek karaciğer, pankreas hastalıkları ve malnütrisyon da alkolün olumsuz etkilerini arttıran bir etkiye neden olur.

Stresin olumsuz etkileri

Stres, özellikle anne adayında yumurta kalitesi, döllenme ve rahime tutunma-implantasyon üzerine olumsuzluklara neden olabileceği konusunda çalışmalar yapılmıştır. Yapılan çeşitli araştırmalarda tekrarlayan hamilelik kayıpları yaşayan hastalarda yoga dahil stres azaltıcı meditasyonlar ve düzenli spor ardından kısırlığın düzeldiği ortaya konmuştur. Yoga hareketleri; dolaşımı hızlandırır ve endokrin sistemin çalışma hızını arttır. Bu da kısırlık tedavisinde sekonder kazançlar elde edilmesini sağlar. Yine yapılan bazı çalışmalar; strese bağlı olarak rahim kası konusunda artışlar ortaya konmuştur. Stresle periferik kanda beyaz küre-lökosit sayısında artış olduğunu bildiren çalışmalar yapılmıştır.

Netice olarak; stres azaltıcı her türlü yöntemin kısırlık tedavisi için mevcut olan olumsuzlukları hafifletebileceği söylenebilir. Stresi etkileyen bir diğer unsur da elbette ki beslenmedir. Sağlıklı ve düzenli beslenerek stres azaltılabilir. Kafein gibi stresi arttırabilecek faktörlerden uzak durmak gerekir. Gerekli vitamin ve minerallerin dozunda ve yeterli şekilde alınması fizyolojik olarak gerekli olduğu kadar, stresin azalmasında ve psikolojik olarak da sağlıklı olunmasında oldukça etkilir.

Sperm fonksiyonlarına olan etkilerinden ve olumlu-olumsuz özellikleri için beslenmenin öneminden bahsetmek gerekirse;

Spermlerin gelişim süreci ortalama 100 gündür. 75 gün şekillenme ve 20-30 gün olgunlaşma. Bu sebeple hamilelik öncesi 100 günlük süreç, sperm sağlığı açısından oldukça önem teşkil eder.

Erkeklerde kısırlığın birçok sebebi olabilir. Genetik sebeplerin çözümü çok daha zordur, sperm üretiminin gerçekleştiği testis ya da yardımcı bezlerin infeksiyonları, sperm taşıyan kanalların tıkanıklığı ardından meydana gelen infertilitenin çözümü göreceli olarak daha basittir. Organik sebepli tıbbi sorunların haricinde, çevresel etkenler ve yaşam şeklinin de sperm parametreleri üzerinde olumsuzluklara neden olması mümkündür.

Spermlerin sayı, morfoloji, ve hareketliliğindeki sorunlara beslenme tedbirleri ile yardımcı olunabilir;

  • Susam tohumu, pamuk tohumu yağı gibi yağların tüketiminin sperm üretimini azalttığını bildiren çalışmalar yapılmıştır.
  • Yine sigara kullanımı, gıda boyaları ya da dioxinin fazla tüketimi, aşırı egzersiz yapmak gibi etkenler; sperm sayısında azalmalara yol açar.
  • C vitamini takviyesinin; sperm sayı, motilite ve morfolojisinde düzelmeler sağladığını bildiren çalışmalar yapılmıştır. Yine bu bakımdan sarımsak, tam tahıl ürünleri ve şaşlık tüketimi sperm üretimi için oldukça faydalıdır. Şaşlıkta bulunan çinko, sperm sayı ve motilitesini arttıran arginine özellikle mühimdir.

B vitaminlerinin doğurganlık  üzerine etkisi hakkında çeşitli çalışmalar yapılmıştır. Yetersiz B vitamini seviyeleri kandaki homosistein seviyesini arttırır ve metilasyonun bozulmasına yol açar. Bu bozulma vücuttaki fosfolipid, protein, DNA ve RNA metilasyonu gibi olayların dışında, DNA yapım ve onarım süreçlerine de yansıyabilir. Sperm sıvısı ya da folliküler sıvıdaki homosistein artışının embryo kalitesini olumsuz etkilediği ortaya konulmuştur. Yine sperm azlığının folik asit yetersizliği ile beraber olabileceği, düşük folik asit seviyelerinin sperm içindeki DNA bozukluklarına yol açtığı ve diyetle yapılan folik asit ve çinko desteğinin sperm sayısında artış sağladığı ortaya konmuştur. Yeşil sebzeler, meyveler, baklagiller ve kuru fasulye, folik asit bakımından zengin besinlerdir. Bu sebeple bu besinlerin mutlaka beslenme düzeninde yer alması gerekir. Bunların dışında aşırı folik asit alımının B12 vitamin eksikliğini kamufle edebileceği bilinmektedir.

Fazla alkol tüketimi, bazı mide ve barsak hastalıklarında ya da kanser tedavisi için antifolat ilaç kullanımında, besinlerdeki folik asitten yeterince faydalanamayacağı ve bunun da sperm parametrelerini olumsuz etkileyebileceği akıldan çıkarılmamalıdır.

Sağlık için egzersiz ve sporun önemi tartışmaya açık bir konu değildir. Kısırlık sorunu olan anne adaylarının spor yapmasında fayda vardır. Ancak bisiklete binme, kürek çekme gibi kasık bölgesinde aşırı gerilim basıncına sebep olacak sporlardan uzak durmak gerekir. Yürüme, en ideal spordur.

Netice olarak bütün bu veriler ışığında; tedavi süresince hastalar için belli bir formül yoktur. Vitamin ve mineraller her hasta için özellikle önemliyken, her kişiye özel beslenme ve yaşam stili stratejileri oluşturulması daha ideal olacaktır.

Yorumlar

Bir yorum yazınız